Dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dua etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2010 Salı

SAMİMİYET, KALPTEN ALLAH'A İMAN VE BAĞLILIK DEMEKTİR


İman edip salih amellerde bulunanlar ve 'Rablerine kalpleri tatmin bulmuş olarak bağlananlar', işte bunlar da cennetin halkıdırlar. Onda süresiz kalacaklardır. (Hud Suresi, 23)

Samimiyet, Allah’a derin, içli ve kalpten bağlı olmaktır. Samimi olan insan Allah’tan şiddetli korkar, Allah’a kalpten inanır, hakkı ve doğruyu en iyi şekilde görür ve savunur. Samimi insan, Allah’a, ahirete, peygamberlere, cennet ve cehenneme, meleklere kesin olarak inanan insandır.

ASIL OLAN, BİR İNSANIN KENDİ KENDİNİ SAMİMİ GÖRMESİ DEĞİL, ONU ALLAH’IN SAMİMİ OLARAK KABUL ETMESİDİR.


Hz. Muhammed (sav), Hz. İsa (a.s.), Hz. Musa (a.s.), Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Süleyman (a.s.), Hz. Yusuf (a.s.), Hz. Yunus (a.s.), Hz. Eyüp (a.s.) ve tüm diğer peygamberler Allah’ın samimi kullarıdır. Peygamberlerin samimiyeti, Allah’ın onları samimi olarak görmesi ve bu şekilde bildirmesiyle bilinir. Peygamberlerin tamamı, büyük bir sevgi ile Yüce Rabbimiz’e bağlı, samimiyeti en güçlü şekilde yaşayan mübarek insanlardır. Tüm peygamberler samimiyetlerinden dolayı mutlaka en doğru hareketi yapan, her işleri hayırla ve güzellikle sonuçlanan, her tutum ve davranışlarında Allah’a yönelen kutlu insanlardır.

Samimi insan, Allah korkusu ve Allah’a olan derin sevgisi nedeniyle doğruyu yanlıştan rahatlıkla ayırt eden, Kuran’a göre doğru olanı mutlaka uygulayan, Allah’a yakınlık ve sevgi konusunda sınır tanımadan dinin tüm gereklerini en doğru ve en kesin biçimde uygulayan insandır. Dolayısıyla samimiyet, Allah korkusuyla, Allah’a yakınlık ve sevgiyle ortaya çıkan, Kuran’da tarif edilen şekliyle yaşanan samimiyettir. Bir insan Hıristiyansa, İslamiyet hakkında bilgisi yoksa, Allah’ın varlığını, birliğini savunduğu, cennete cehenneme inandığı, kadere, ölüme, ahirete inandığı, namaz kılıp, kendi dinine göre bile olsa oruç tuttuğu, zekat verdiği sürece, bu kişinin cennete gideceği umulur. Bir insan Museviyse ve yine İslamiyet hakkında bilgisi yoksa, helale harama dikkat ediyorsa, kadere, ahirete inanıyorsa, namaz kılıp oruç tutuyorsa, o zaman bir Musevinin de cennete gideceği umulur. Bunların tümü, Tevrat’ın da İncil’in de emirleridir. Eğer samimiyse ve İslamiyet hakkında bilgisi yoksa, bütün bu ibadetleri kalpten uyguladığı sürece bir Hıristiyanın da Musevinin de, Allah’ın dilemesiyle cennete gitmesi umulur. Bir insan samimi gözle Kuran'ı incelediğinde Kuran'ın hak kitap olduğunu hemen anlayabilir. Ama bir insan Kuran'a ulaşamadıysa o zaman ehli fetret olur ve bir olan Allah'a iman ediyorsa, Allah'ı çok sevip O'ndan çok korkuyorsa, Allah rızası için salih amellerde bulunuyorsa, dininin gereği olarak namaz kılıyor, oruç tutuyor ve ibadetlerini yerine getiriyorsa bu kişinin cennete girmesi umulabilir. Zira bu kişi bilmediği için Kuran'ın bazı kısımlarını uygulayamıyor olabilir ama Hz. İbrahim'in dini bakiyesiyle yaşıyorsa bu kişinin ehli fetret olması dolayısıyla cennete gidecek olması umulabilir.

Ancak hiç kimse ne kendisinin ne de bir başkasının cennete veya cehenneme gideceğinden hiçbir zaman emin olamaz. Hıristiyan da olsa, Musevi de olsa, Müslüman da olsa hiç kimse için kesin olarak cehenneme ya da cennete gidecek denemez. Güzel ahlaklı samimi bir insan Allah'ın rızası için yaşadığı müddetçe Allah'tan cenneti umabilir, bu kişinin kurtuluşa erenlerden olacağı umulabilir, ama bundan hiçbir zaman emin olunamaz. Allah'ın Kuran'da bildirdiği gibi her mümin "umut ve korku arasında" olur.

Onların yanları (gece namazına kalkmak için) yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. (Secde Suresi, 16)

Samimiyet ancak Allah’a kayıtsız şartsız iman ile yaşanacağından, dinin hükümlerini uygulamaksızın yalnızca “samimiyim” diyerek cenneti ummak, yalnızca insanın kendi kendisini aldatan samimiyetsiz bir düşüncedir. “Samimiyse satanistler de cennete gider” gibi bir mantıkla ortaya çıkmak, Allah’ı açıkça inkar içinde olan, açık ve aleni şekilde insan öldüren cani bir insanı samimi ve cennet ehli olarak göstermeye çalışmak büyük bir mantık çöküntüsüdür. Allah’ı inkar eden, suç işleyen, gayri ahlaki hareket eden kişi, tüm bunları samimiyetsizliğinden, inkarcı ve isyankar düşünce yapısından dolayı yapar. Böyle bir insanın samimiyetle uzaktan yakından ilgisi yoktur, bu insan sahtekar ve yalancıdır. BİR İNSANIN KENDİ KENDİNİ SAMİMİ GÖRMESİ DEĞİL, ONU ALLAH’IN SAMİMİ OLARAK KABUL ETMESİ ESASTIR. Bir satanist, sonrasında tevbe edip pişman olmadığı ve samimi olarak Allah’a yönelmediği sürece yeri cehennem olan bir inkarcıdır. (Doğrusunu Allah bilir)

Yüce Allah Kuran’da, ahireti inkar içinde olduğu halde kendisini samimi gören ve cenneti hak ettiğini düşünen bahçe sahibinin durumunu şöyle örnek verir:

Kendi nefsinin zalimi olarak (böylece) bağına girdi (ve): "Bunun sonsuza kadar kuruyup-yok olacağını sanmıyorum" dedi.


"Kıyamet-saatinin kopacağını da sanmıyorum. Buna rağmen Rabbim'e döndürülecek olursam, şüphesiz bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım." (Kehf Suresi, 35-36)

Rabbimiz, inkarından dolayı bir müsibet olarak bağı afetlerle kuşatılıp yok olan bu kişinin durumunu ayetlerde şöyle haber vermiştir:

Allah'ın dışında ona yardım edecek bir topluluk yoktu, kendi kendine de yardım edemedi.

İşte burada (bu durumda) velayet (yardımcılık, dostluk) hak olan Allah'a aittir. O, sevap bakımından hayırlı, sonuç bakımından hayırlıdır. (Kehf Suresi, 43-44)

Cenab-ı Allah, “sinelerinin gizli tuttuklarını ve açığa vurduklarını kesin olarak bilendir” (Neml Suresi, 74). Allah’a karşı samimiyetsiz kişiler, Allah’ı gereği gibi takdir edemeyen ve bu büyük gerçeği kavrayamayan insanlardır. Gizlinin gizlisini bilen Yüce Allah, elbette kişinin kalbindeki samimiyeti de en iyi bilendir. Rabbimiz, bir Kuran ayetinde şöyle buyurur:

Rabbiniz, sizin içinizdekini daha iyi bilir. Eğer siz salih olursanız, şüphesiz O da, (Kendisi'ne) yönelip dönenleri bağışlayıcıdır. (İsra Suresi, 25)

12 Şubat 2010 Cuma

DUA HASTALIKLARIN TEDAVİ SÜRECİNİ HIZLANDIRIYOR

Yeni Asya, 12 Ekim 2004
"Kalpten Ölüm %30 Oranında Azaldı", "İyileşme % 11 Hızlandı", "Kısırlık Tedavisi %25 İlerledi" , "Toplu Dua AIDS'i İyileştirdi"…

Son günlerde gazetelerde yer alan bazı haberlerdeki bu başlıklar dikkat çekici bir araştırmanın sonuçlarının özeti niteliğindedir. Dua ile iyileşme süreci arasındaki bağlantıyı incelemek amacıyla yürütülen araştırmalar son derece önemli sonuçlar ortaya koymaktadır. Mind/Body Medicam Enstitüsü'nün kurucusu Dr. Herbert Benson tarafından 10 yıl boyunca devam eden ve 1800 kişinin katıldığı bir araştırma, bu alanda şimdiye kadarki en geçerli sonuçların elde edildiği araştırma olarak nitelendirilmektedir. ABD'de federal hükümetin 2.3 milyon dolar fon ayırdığı araştırmalarla ulaşılan sonuç, dua ve hastalıkların iyileşmesi arasında birebir bağlantı olduğudur.

Allah'tan Yardım Dilemek

"Çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek" anlamlarına gelen dua, Kuran'a göre "insanın içten bir kalp ile Allah'a yönelmesi, O'na muhtaç bir varlık olduğunun bilinci ile sonsuz güç sahibi, Rahman ve Rahim olan Allah'tan yardım dilemesi"dir. Hastalık anları da insanın bu acizliğini daha net hissettiği, Allah'a yakınlaştığı anlardan biridir. Ayrıca hastalıklar Allah'ın takdiriyle gerçekleşen çok hikmetli bir imtihan, dünya hayatının geçici ve kusurlu olduğunu hatırlatan bir uyarı, sabreden ve tevekkül edenler için ahirette bir ecir kaynağıdır.

Allah bir ayette duaya şöyle dikkat çekmektedir:

Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Mümin Suresi, 60)

İman etmeyen kimseler, bir hastalıkla muhatap olduklarında kendilerini iyileştirecek olanın, doktorlar, ilaç veya hastanenin üstün teknolojik imkanları olduğunu düşünürler. Sağlıklıyken vücutlarındaki sistemi çalıştıranın, hastalandıklarında şifa verenin, gerekli ilacı, doktoru var edenin Allah olduğunu düşünmezler. Pek çok kişi ancak doktor ve ilaçların yetersiz kaldığına kanaat getirince, Allah'a yönelir. Böyle bir durumdaki kişi, içinde bulunduğu zor durumdan onu ancak Allah'ın kurtarabileceğini anlayarak, yalnızca Allah'tan yardım diler. Allah bu ahlakı bir ayette şöyle bildirmektedir:

İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir. (Yunus Suresi, 12)

Halbuki insanın sağlıklıyken ya da bir zorluk, sıkıntı içinde olmadığında da dua etmesi, Allah'ın kendisine verdiği rahatlık, sağlık ve diğer tüm nimetler için şükretmesi gerekir.


Fiili Duanın Önemi

Dua ile ilgili çok önemli bir konu da şudur: Sözlü duanın yanı sıra kişinin fiili dua olarak çaba sarf etmesi de son derece önemlidir. Fiili dua, kişinin herhangi bir isteğine ulaşmak için elinden gelen herşeyi yapmasıdır. Örneğin hasta bir kişinin sözlü duanın yanı sıra mutlaka uzman bir doktora başvurması, kendisi için faydalı ilaçları kullanması, gerekli ise hastanede tedavi görmesi, hassas bir bakım altında olması da gerekebilir. Çünkü Allah dünyada meydana gelen tüm olayları belli sebeplere bağlamıştır. Dünyadaki ve evrendeki herşey Allah'ın koyduğu kanun ve kurallara göre işler. Dolayısıyla kişinin de bu sebeplere uygun olarak gerekli tedbirleri alması, ancak bunları etkili kılacak olanın Allah olduğunu bilerek, tevekkül, teslimiyet ve sabırla sonucunu Allah'tan beklemesi gerekir.

İmanın ve duanın hastaların üzerindeki olumlu etkisi ve tedavi sürecini hızlandırması doktorların da dikkatlerini çeken, tavsiye olarak dile getirdikleri bir konudur.


Duanın İyileştirici Etkisine Örnekler

ABD'de yayınlanan ünlü haber dergisi Newsweek, 10 Kasım 2003 sayısında "Allah ve Sağlık: Din İyi Bir İlaç mı? Bilim Neden İnanmaya Başlıyor?" (God & Health: Is Religion Good Medicine? Why Science is Starting to Believe?) başlığı altında dinin iyileştirici etkisini kapak konusu yaptı. Allah inancının insanın moralini yükseltip hastalıktan daha kolay kurtulmasını sağladığına değinilen makalede, bilimin de inançlı insanların hastalıkları daha kolay ve çabuk atlattığına inanmaya başladığını bildirdi. Newsweek'in anketine göre, insanların %72'si dua ederek hastalıktan daha çabuk kurtulduklarına, duanın iyileşmeyi kolaylaştırdığına inanmaktadırlar. ABD ve İngiltere'de yapılan araştırmalarda da, hastalar için dua etmenin, hastaların rahatsızlık belirtilerini azalttığı ve iyileşme sürecini hızlandırdığı sonucu elde edilmiştir.

Michigan Üniversitesi'nin araştırmasına göre, dindarlarda depresyon ve stres daha az görülürken, Chicago'daki Rush Üniversitesi'nin araştırmasına göre, düzenli olarak ibadet ve dua edenlerin erken ölüm oranı, dine bağlı olmayanlara göre yüzde 25 daha az olarak tespit edilmiştir.

Bu konuda The New York Times gazetesinde yer alan bir habere göre ise bugüne kadar dua ve hastalıkların iyileşmesi arasındaki bağlantıyla ilgili olarak yapılan bazı önemli araştırmaları ve sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz:

Duke Üniversitesi'nin anjiyo operasyonu geçiren 750 hasta üzerinde yaptığı bir başka araştırmada da, "duanın iyileştirici gücü" bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Dua okuyan kalp hastalarının, ameliyattan sonraki birkaç yıl içinde ölüm oranlarının yüzde 30 daha az olduğu tespit edilmiştir.

St Luke's Hastanesinde tedavi gören kalp hastalarından, 466 tanesine din adamları dua okumuş, sonuç olarak kendileri için dua okunan hastaların %11 oranında daha çabuk iyileştiği ve rahatsızlık belirtilerinin azaldığı görülmüştür.

Columbia Üniversitesi'nin yaptığı araştırmada üreme sorunları yaşayan kişiler için düzenli olarak dua okunmuştur. Bu kişilerde döllenmenin başarı oranı %8'den %16'ya çıkmıştır. Embriyonun sağlıklı bir şekilde büyüme ihtimali ise %25'ten %50'ye yükselmiştir.

Bu konuda yapılan araştırmalar bu örneklerle sınırlı değildir. San Francisco Hastanesi'nde 393 kalp hastası üzerinde yapılan başka araştırmada, 150 hasta için düzenli olarak dua edilmiş, tanımadıkları kişilerin kendilerine dua ettiği bu hastaların, ilaç tedavisine daha çabuk cevap verdikleri ortaya çıkmıştır.

1998'de yayınladığı bir araştırmayla Dr. Elizabeth Targ Afrika'daki bazı AIDS hastalarının toplu yapılan dualarla iyileşme gösterdiklerini kaydetmiştir.

Bütün bu örnekler dua ile çeşitli hastalıkların iyileşmesi arasındaki bağlantının delillerindendir.


Her An, Her Konuda Allah'a Yönelmek

Allah'ın Kuran'da bildirdiği dualardan bir kısmı şöyledir:

Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın." Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımız'dan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (Enbiya Suresi, 83-84)

Balık sahibi (Yunus'u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: "Senden başka İlah yoktur, Sen Yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda bulunmuştu. Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya Suresi, 87-88)

Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, sen mirasçıların en hayırlısısın." Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi. (Enbiya Suresi, 89-90)

Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik. (Saffat Suresi, 75)

Daha evvel de belirttiğimiz gibi dua sadece hastalıktan ya da dünyevi sıkıntılardan, zorluklardan kurtulmak için olmamalıdır. Samimi iman eden bir kişi, her zaman Allah'a dua etmeli ve Allah'tan gelecek her karşılığa razı olmalıdır. Kuran'da pek çok ayetle bildirilen dua ibadetinin, günümüzde bilimsel olarak da faydalarının ispatlanması Kuran'ın mucizevi özelliklerinden biridir. Başka bir ayette duayla ilgili olarak Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)

23 Temmuz 2008 Çarşamba

KADERİN SIRRINA NASIL VAKIF OLABİLİRİZ?



Yüce Allah her şeyi bir kader ile yaratmıştır ve yarattığı kader kusursuzdur. Yaşanan her olay, şahit olunan her durum ve her detay bir hayır ve hikmetle yaratılır. Bu hayrı ve hikmeti görebilmek için ise kaderdeki tüm detayların Allah tarafından belirlenmiş olduğunu her an akılda tutmak, olaylara hikmet gözüyle bakmak ve işaretleri iyi değerlendirmek gerekir.

Kuşkusuz her konuda olduğu gibi bu konuda da en güzel örnekler, Kuran’da bildirilen peygamberlerin ve salih müminlerin hayatlarından aktarılan kıssalardır.


Hz. Musa ve Genç Yardımcısının Balığı Unutmaları

Hz. Musa, genç yardımcısıyla çıktığı yolculukta yanlarında yiyecek olarak taşıdıkları balığı mola verdikleri yerde unuttuklarını fark etmiş ve balığın yüzerek uzaklaşması üzerine bunu hemen bir işaret olarak değerlendirmiştir. Yüce Allah onlara ilk önce balığı unutturmuş, daha sonra da kaderlerinde belirlenmiş bir anda onların bu unuttukları konuyu hatırlamalarını sağlamıştır. Bu hatırlama ile de buluşma yerine ve buluşulacak noktaya dikkatlerini çekmiştir. Hz. Musa, Allah’ın ona kazandırdığı samimi imanından kaynaklanan ferasetiyle bu işareti geri gitmeleri yönünde yorumlamıştır. Ayetlerde Hz. Musa’nın bu yorumu şöyle bildirilmiştir:

"Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu. (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk." (Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu." (Musa) Dedi ki: "Bizim de aradığımız buydu." Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler. " (Kehf Suresi, 61-64)

Nitekim Kehf Suresi’nde haber verildiğine göre geri gittikleri yerde “ilim sahibi kişiyle” karşılaşmışlardır. İslam alimleri bu kişinin Hz. Hızır olduğu yönünde hemfikirdirler. Hz. Musa balık vesilesiyle, Hz. Hızır ile buluşacakları yeri tam olarak tespit edebilmiştir. Hz. Musa’nın bu kutlu şahıs ile buluştuğu Kuran’da şöyle bildirilmiştir:

"Derken, Katımızdan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular." (Kehf Suresi, 65)

Allah, Hz. Musa’nın kendisine tabi olmak istediği ilim sahibi bu kişiyle karşılaşmaları için kaderde bir detay yaratmış ve hikmet gözüyle bakan Hz. Musa bu detayı en doğru şekilde yorumlayarak takip etmiştir.


Hz. Musa'nın Medyen Suyunda Karşılaştığı Bayanlara Yardım Etmesi


Hz. Musa, dünyaya geldiği yer olan Mısır’ı terk ettikten sonra, Medyen'e doğru yönelmiştir. Medyen suyunda hayvanlarını sulayamayan iki bayan görmüştür. Kuran’da bildirildiği üzere bayanlar çobanlardan çekindikleri için onların yanına gidip sahip oldukları sürüyü sulayamıyorlardı. Bunun üzerine Kuran’da Hz. Musa’nın bu bayanlara yardım edip onların hayvanlarını suladığı bildirilmiştir (Kasas Suresi, 23-24). Allah’ın izniyle bu iki hanımla karşılaşmasında bir hikmet olduğunu düşünen Hz. Musa’nın, Allah'a tamamen teslim olmuş bir ruh hali içinde şöyle dua ettiği haber verilmiştir:

"... Sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım." (Kasas Suresi, 24)

Hz. Musa'nın ayette bildirilen duası, Allah’ın kaderdeki her ayrıntıyı bir hikmetle yarattığını tamamen bilerek, tam olarak Allah'a teslim olarak ve karşısına çıkardığı bu olaydaki incelikleri kavrayarak yaptığı bir duadır. Yüce Allah onun bu samimi duasına icabet etmiş ve Hz. Musa'ya rahmetini Medyen’de açmıştır. Hz. Musa'nın yeni tanıştığı iki hanıma karşı gösterdiği nezaket, onun için yeni bir hayata vesile olmuştur. Bu durum bir ayette şöyle bildirilmiştir:

"Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. "Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükafat vermek üzere seni davet etmektedir." dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun." (Kasas Suresi, 25)

Ayette bildirildiği gibi sonsuz rahmet sahibi olan Rabbimiz Kendisi'nden gelecek olan her hayra muhtaç olduğunu belirterek dua eden Hz. Musa'nın duasına icabet etmiştir. Mısır’da yaşadığı öldürülme tehlikesinin ardından onu Medyen’de güvenliğe çıkarmış, kendisini güvende hissedeceği ve ona yardımcı olacak kişilerle bu kutlu elçisini desteklemiştir. Böylece Hz. Musa’nın Medyen suyunda umut ettiği hikmet, ortaya çıkmıştır.Hayatımıza giren insanlar, etkili bir söz, vicdanımızı rahatsız eden bir ayrıntı, şer gibi görünen bir olay, neden yaşadığımızı anlayamadığımız şahit olduğumuz onlarca hadisenin her biri Allah’ın kaderde yarattığı inceliklerdir. Her insan bunlardaki hayırları görebilmek için vicdanının sesini dinlemeli ve Kuran ahlakına göre düşünüp hareket etmelidir.


www.KaderNedir.com



4 Ekim 2007 Perşembe

KURAN'DA DUA



Dua kelimesi, "çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek" anlamlarına gelir. Kuran'a göre dua ise, "gücü sınırlı ve sonlu bir varlık olan insanın, sınırsız ve sonsuz bir kudret karşısında acizliğini kabul ederek yardım dilemesi"dir.

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben onlara pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki doğru yolu bulmuş olurlar. (Bakara Suresi, 186)

İnsan, Allah'a karşı kulluk bilincinde olduğu sürece O'nun Katında bir değer kazanabilir. Bu gerçek, bir Kuran ayetinde şöyle bildirilir:

... Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? (Furkan Suresi, 77)

Bu yüzden insanın Allah'a yönelmesi, hataları konusunda Allah'a itirafta bulunması ve sadece Allah'tan yardım dilemesi gerekmektedir. Bunun dışında bir davranış tarzı, Allah'a karşı büyüklenmek olur. Kuran'da büyüklenmenin cezasının ise, sonsuz cehennem azabı olduğu şöyle bildirilir:

Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenenler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir." (Mümin Suresi, 60)

DUA, HASTALIKLARIN TEDAVİ SÜRECİNİ HIZLANDIRIYOR



"Kalpten Ölüm %30 Oranında Azaldı", "İyileşme % 11 Hızlandı", "Kısırlık Tedavisi %25 İlerledi" , "Toplu Dua AIDS'i İyileştirdi"…

Son günlerde gazetelerde yer alan bazı haberlerdeki bu başlıklar dikkat çekici bir araştırmanın sonuçlarının özeti niteliğindedir. Dua ile iyileşme süreci arasındaki bağlantıyı incelemek amacıyla yürütülen araştırmalar son derece önemli sonuçlar ortaya koymaktadır. Mind/Body Medicam Enstitüsü'nün kurucusu Dr. Herbert Benson tarafından 10 yıl boyunca devam eden ve 1800 kişinin katıldığı bir araştırma, bu alanda şimdiye kadarki en geçerli sonuçların elde edildiği araştırma olarak nitelendirilmektedir. ABD'de federal hükümetin 2.3 milyon dolar fon ayırdığı araştırmalarla ulaşılan sonuç, dua ve hastalıkların iyileşmesi arasında birebir bağlantı olduğudur.

Allah'tan Yardım Dilemek

"Çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek" anlamlarına gelen dua, Kuran'a göre "insanın içten bir kalp ile Allah'a yönelmesi, O'na muhtaç bir varlık olduğunun bilinci ile sonsuz güç sahibi, Rahman ve Rahim olan Allah'tan yardım dilemesi"dir. Hastalık anları da insanın bu acizliğini daha net hissettiği, Allah'a yakınlaştığı anlardan biridir. Ayrıca hastalıklar Allah'ın takdiriyle gerçekleşen çok hikmetli bir imtihan, dünya hayatının geçici ve kusurlu olduğunu hatırlatan bir uyarı, sabreden ve tevekkül edenler için ahirette bir ecir kaynağıdır.

Allah bir ayette duaya şöyle dikkat çekmektedir:

Rabbiniz dedi ki: "Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir. (Mümin Suresi, 60)

İman etmeyen kimseler, bir hastalıkla muhatap olduklarında kendilerini iyileştirecek olanın, doktorlar, ilaç veya hastanenin üstün teknolojik imkanları olduğunu düşünürler. Sağlıklıyken vücutlarındaki sistemi çalıştıranın, hastalandıklarında şifa verenin, gerekli ilacı, doktoru var edenin Allah olduğunu düşünmezler. Pek çok kişi ancak doktor ve ilaçların yetersiz kaldığına kanaat getirince, Allah'a yönelir. Böyle bir durumdaki kişi, içinde bulunduğu zor durumdan onu ancak Allah'ın kurtarabileceğini anlayarak, yalnızca Allah'tan yardım diler. Allah bu ahlakı bir ayette şöyle bildirmektedir:

İnsana bir zarar dokunduğunda, yan yatarken, otururken ya da ayaktayken bize dua eder; zararını üstünden kaldırdığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan zarara bizi hiç çağırmamış gibi döner-gider. İşte, ölçüyü taşıranlara yapmakta oldukları böyle süslenmiştir. (Yunus Suresi, 12)

Halbuki insanın sağlıklıyken ya da bir zorluk, sıkıntı içinde olmadığında da dua etmesi, Allah'ın kendisine verdiği rahatlık, sağlık ve diğer tüm nimetler için şükretmesi gerekir.

Fiili Duanın Önemi

Dua ile ilgili çok önemli bir konu da şudur: Sözlü duanın yanı sıra kişinin fiili dua olarak çaba sarf etmesi de son derece önemlidir. Fiili dua, kişinin herhangi bir isteğine ulaşmak için elinden gelen herşeyi yapmasıdır. Örneğin hasta bir kişinin sözlü duanın yanı sıra mutlaka uzman bir doktora başvurması, kendisi için faydalı ilaçları kullanması, gerekli ise hastanede tedavi görmesi, hassas bir bakım altında olması da gerekebilir. Çünkü Allah dünyada meydana gelen tüm olayları belli sebeplere bağlamıştır. Dünyadaki ve evrendeki herşey Allah'ın koyduğu kanun ve kurallara göre işler. Dolayısıyla kişinin de bu sebeplere uygun olarak gerekli tedbirleri alması, ancak bunları etkili kılacak olanın Allah olduğunu bilerek, tevekkül, teslimiyet ve sabırla sonucunu Allah'tan beklemesi gerekir.

İmanın ve duanın hastaların üzerindeki olumlu etkisi ve tedavi sürecini hızlandırması doktorların da dikkatlerini çeken, tavsiye olarak dile getirdikleri bir konudur.

Dua'nın İyileştirici Etkisine Örnekler

ABD'de yayınlanan ünlü haber dergisi Newsweek, 10 Kasım 2003 sayısında "Allah ve Sağlık: Din İyi Bir İlaç mı? Bilim Neden İnanmaya Başlıyor?" (God & Health: Is Religion Good Medicine? Why Science is Starting to Believe?) başlığı altında dinin iyileştirici etkisini kapak konusu yaptı. Allah inancının insanın moralini yükseltip hastalıktan daha kolay kurtulmasını sağladığına değinilen makalede, bilimin de inançlı insanların hastalıkları daha kolay ve çabuk atlattığına inanmaya başladığını bildirdi. Newsweek'in anketine göre, insanların %72'si dua ederek hastalıktan daha çabuk kurtulduklarına, duanın iyileşmeyi kolaylaştırdığına inanmaktadırlar. ABD ve İngiltere'de yapılan araştırmalarda da, hastalar için dua etmenin, hastaların rahatsızlık belirtilerini azalttığı ve iyileşme sürecini hızlandırdığı sonucu elde edilmiştir.

Michigan Üniversitesi'nin araştırmasına göre, dindarlarda depresyon ve stres daha az görülürken, Chicago'daki Rush Üniversitesi'nin araştırmasına göre, düzenli olarak ibadet ve dua edenlerin erken ölüm oranı, dine bağlı olmayanlara göre yüzde 25 daha az olarak tespit edilmiştir.

Bu konuda The New York Times gazetesinde yer alan bir habere göre ise bugüne kadar dua ve hastalıkların iyileşmesi arasındaki bağlantıyla ilgili olarak yapılan bazı önemli araştırmaları ve sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz:

Duke Üniversitesi'nin anjiyo operasyonu geçiren 750 hasta üzerinde yaptığı bir başka araştırmada da, "duanın iyileştirici gücü" bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Dua okuyan kalp hastalarının, ameliyattan sonraki birkaç yıl içinde ölüm oranlarının yüzde 30 daha az olduğu tespit edilmiştir.

St Luke's Hastanesinde tedavi gören kalp hastalarından, 466 tanesine din adamları dua okumuş, sonuç olarak kendileri için dua okunan hastaların %11 oranında daha çabuk iyileştiği ve rahatsızlık belirtilerinin azaldığı görülmüştür.

Columbia Üniversitesi'nin yaptığı araştırmada üreme sorunları yaşayan kişiler için düzenli olarak dua okunmuştur. Bu kişilerde döllenmenin başarı oranı %8'den %16'ya çıkmıştır. Embriyonun sağlıklı bir şekilde büyüme ihtimali ise %25'ten %50'ye yükselmiştir.

Bu konuda yapılan araştırmalar bu örneklerle sınırlı değildir. San Francisco Hastanesi'nde 393 kalp hastası üzerinde yapılan başka araştırmada, 150 hasta için düzenli olarak dua edilmiş, tanımadıkları kişilerin kendilerine dua ettiği bu hastaların, ilaç tedavisine daha çabuk cevap verdikleri ortaya çıkmıştır.

1998'de yayınladığı bir araştırmayla Dr. Elizabeth Targ Afrika'daki bazı AIDS hastalarının toplu yapılan dualarla iyileşme gösterdiklerini kaydetmiştir.

Bütün bu örnekler dua ile çeşitli hastalıkların iyileşmesi arasındaki bağlantının delillerindendir.

Her An, Her Konuda Allah'a Yönelmek Allah'ın Kuran'da bildirdiği dualardan bir kısmı şöyledir:

Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın." Böylece onun duasına icabet ettik. Kendisinden o derdi giderdik; ona Katımız'dan bir rahmet ve ibadet edenler için bir zikir olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik. (Enbiya Suresi, 83-84)

Balık sahibi (Yunus'u da); hani o, kızmış vaziyette gitmişti ki; bundan dolayı kendisini sıkıntıya düşürmeyeceğimizi sanmıştı. (Balığın karnındaki) Karanlıklar içinde: "Senden başka İlah yoktur, Sen Yücesin, gerçekten ben zulmedenlerden oldum" diye çağrıda bulunmuştu. Bunun üzerine duasına icabet ettik ve onu üzüntüden kurtardık. İşte Biz, iman edenleri böyle kurtarırız. (Enbiya Suresi, 87-88)

Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, sen mirasçıların en hayırlısısın." Onun duasına icabet ettik, kendisine Yahya'yı armağan ettik, eşini de doğurmaya elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışırlardı, umarak ve korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin saygı gösterirlerdi. (Enbiya Suresi, 89-90)

Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik. (Saffat Suresi, 75)

Daha evvel de belirttiğimiz gibi dua sadece hastalıktan ya da dünyevi sıkıntılardan, zorluklardan kurtulmak için olmamalıdır. Samimi iman eden bir kişi, her zaman Allah'a dua etmeli ve Allah'tan gelecek her karşılığa razı olmalıdır. Kuran'da pek çok ayetle bildirilen dua ibadetinin, günümüzde bilimsel olarak da faydalarının ispatlanması Kuran'ın mucizevi özelliklerinden biridir. Başka bir ayette duayla ilgili olarak Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler. Umulur ki irşad (doğru yolu bulmuş) olurlar. (Bakara Suresi, 186)

www.FikirYazilari.net